• BIST 107.229
  • Altın 142,587
  • Dolar 3,5512
  • Euro 4,1287
  • İstanbul 34 °C
  • Ankara 34 °C
  • İzmir 36 °C

Bir iyilik hikayesi

Bir iyilik hikayesi
Doğuştan nörolojik ve kas güçsüzlüğü hastalıkları olan Gineli Frankouma Conde 2010 yılında üniversite okumak için Türkiye’ye geldi.

Durumu ağırlaşınca hastaneye kaldırıldı. Kendi ülkesinden refakatçi arkadaşı da Fransa’ya gidince kimsesiz kaldı. Artık hayattan ümidini kesen Frankouma gözyaşlarını sildikten sonra abdest alıp iki rekat namaz kıldı ve şu duayı yaptı: "Allah’ım sen beni buraya gönderdin, beni ne olur ortada bırakma." Duası kabul olan Frankouma’nın karşısına ise TSK’dan emekli Mazhar Bey ve eşi Mukaddes Hanım çıktı. Alanya’da emeklilik hayali kurarken, Frankouma için Ankara’da kalmaya karar veren Küçüksakarya ailesi, tam 5 yıldır Frankouma’ya anne-babalık yapıyor.

İnsanımız, tanımadığı kişiler olsa bile mazlum ve kimsesiz insanlara karşı ekmeğini, evini, sevgisini paylaşmakla tanınır. Öyle ki, bugün birçok Avrupa ülkesi sayıları 100’lerle ifade edilebilecek çok az sayıdaki mülteciyi bile kabul etmezken, devlet olarak Türkiye iç savaştan dolayı ülkelerinden kaçan 2,5 milyon Suriyeli göçmene ev sahipliği yapıyor. Sadece devletimiz mi? İstanbul’da 30 Suriyeli göçmene döner ısmarlayıp kaçan bir vatandaş ile bunu duyan başka bir vatandaşın gelip hesabı ödediği haberlerini okuduk medyada. Sadece Suriyeliler mi peki? Bizim insanımız, kim olursa olsun, dini, dili, ırkı, rengi ne olursa olsun mazluma, mağdura, yoksula, kimsesize sahip çıkıyor.

RUS UMUT’A ANNELİK YAPAN GÜLSÜM HANIM

2008 yılında Rusya’dan geldiği Antalya’da geçirdiği trafik kazası sonucu felç olan ve ailesinin bulunamadığı “Umut” ismi verilen çocuğa Gülsüm Kabadayı isimli bir anne sahip çıkmıştı. Öyle ki, Umut’un yemeğinden temizliğine kadar belki de çocuğuna yapmadığı bakımı ona yapmıştı. Şimdi ise “insanımızla ne kadar gurur duysak azdır” denilen bir başka gerçek hikaye var karşımızda. Hikayede acı var, merhamet var, insanlık var. İnsanı duygulandıran bu hikayenin bir tarafında Türkiye var diğer tarafında ise binlerce kilometre uzaklıktaki Afrika. İnsanımız bir iyilik yaptığında onun saklı kalmasını ister, çünkü bu iyiliği ne para için ne reklam için yapar. Ama biz de bu hikayeyi örnek olsun diye, yanımıza aldığımız Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın ekibiyle çok zor bir şekilde kahramanlarından izin alarak sizlerle paylaşmak istedik.

ÜNİVERSİTE OKUMAK İÇİN TÜRKİYE’YE GELDİ

Frankouma Conde, Afrika’nın batısında yer alan Gine’den 2010 yılında Türkiye’de üniversite okumaya hak kazandı. Doğuştan kas gelişim geriliği hastalığı olan ve 110 santimetre boyunda olan Frankouma, Türkiye’ye ilk geldiğinde TÖMER’de bir yıl Türkçe eğitim aldı. Ardından da okumaya hak kazandığı Hacettepe Üniversitesi İngilizce İktisat bölümüne girdi. 6 kardeşli bir ailenin çocuğu olarak ülkemize gelen Frankouma, arkadaşlarıyla eve çıktı ama bu arada hastalığı daha da şiddetlendi. Bir yandan da boyunun kısalığı yüzünden ne tek başına otobüse binebilen ne de kapıları açabilen Frankouma, 2011 yılı Mayıs ayında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tedavi görmeye başlarken, daha önce hiç tanımadığı bir aileyle tanıştı. Mukaddes Hanım ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden Albay rütbesiyle emekli olan eşi Mazhar Bey, Frankouma ile hastanede tesadüfen tanıştı. Alanya’da emekliliklerini geçirmeye karar veren Mukaddes Hanım ve eşi Mehmet Mazhar Bey, Frankouma ile tanışınca bu fikirden vazgeçti. Kendilerinin de iki çocuğu olan aile, Frankouma’ya sahip çıkmak için Ankara’da yaşamaya karar verdi. İki çocukları olan aile, Frankouma’yı yanlarına alarak kendisine bir oda hazırladı.

"EMEKLİ OLACAKTIK AMA ALLAH BİZE FRANKOUMA’YI GÖNDERDİ"

Frankouma ile buluşmaya giderken bizi kapıda Türk anne babası ve ablası birlikte karşılıyorlar. Hoş geldin faslından sonra Mukaddes hanıma soruyoruz ’Nasıl tanıştınız?’ diye.

“Mayıs ayıydı. Ben oğluma düğün hazırlığı yapıyordum. Kardeşim bir akşam telefon açtı. Abla ben rahatsızım Ankara’ya gelmek istiyorum dedi. Bunun üzerinde ben dedim oğlumun düğünü var, düğünden sonra sizi kabul edelim dedim. Eşim de olmaz dedi. Hastalık dinler mi dedi. Gelsinler burada hem düğün hazırlığı yaparız hem onlara bakarız dedi. Geldiler, Temmuz’a kadar onlar hastanede yattı. Bu arada Frankouma gelmiş hastaneye kardeşimin odasına. Erişkin olduğu için endokrin bölümüne yatırmışlar. Beni çağırdılar abla gel burada çok tatlı bir çocuk var diye. Onlar çocuk dedikçe Frankouma da “Ben çocuk değilim, yetişkinim yetişkinim” diyormuş. Gittik tanıştık çok sevdik kendisini. Daha sonra baktık arkadaşları da dağılıyorlar gidecek yer yok Frankouma yalnız kalıyor. Eşim de emekliye ayrılacaktı. Karar verdik biz yanımızda bakalım, buradan ev tutalım, ne yapılması gerekiyorsa yapalım. Belki Allah bize bunu hediye etti biz de bunun için elimizden geleni yapalım dedik. Biz Alanya’daki evimizin eşyalarını aldık. Oraya yerleşecektik. Emekli olup gidecektik ama onu da yalnız bırakamazdık.”

"ALLAH’IN BİZE VERMİŞ OLDUĞU SEVGİ"

Çok az insanın yapabileceği bir iyilik yaptığını söylediğimizde Mukaddes Hanım şöyle cevap veriyor: “Sevgi, tamamen sevgi. Allah’ın vermiş olduğu bize o sevgi. Çok sevdik biz Frankouma’yı.”

Mukaddes Hanım’a Frankouma’yı yanlarına almaya karar vermelerine çocuklarının nasıl tepki verdiğini de soruyoruz. Anlatırken gözlerinin içindeki sevgiyi görebiliyorsunuz. Şöyle diyor:

“Çocuklarım çok sevdi. Kızım burada olduğu için daha çok o. Yani bir abla gerçekten oğluma (Frankouma). Oğlum da öyle çok seviyor Frankouma’yı. Her telefon açtığında mutlaka hatırını sorar. Sağlığını sorar.”

ÇAVUŞOĞLU DA DEVREYE GİRMİŞ

Mukaddes Hanım Frankouma’nın sağlığına kavuşması için Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu da aramış. Çavuşoğlu da, Küçüksakarya ailesini kırmayarak Hacettepe Üniversitesi Rektörü’nü aramış ve Rektör Bey de Frankouma’yla yakından ilgilenmiş. Hatta, hastaneden okula gidebilmesi için bir ara araba bile tahsis etmiş. Küçüksakarya ailesi, ilk önce Frankouma’nın hem tedavi görebileceği bir yer hem de kalabileceği bir yurt ayarlamaya çalışmış. Bundan da emin olduktan sonra Alanya’ya yerleşeceklermiş. Sonrasını Mukaddes Hanım anlatıyor: “Frankouma otobüslere binip inemiyor. Birinin elinden tutup götürmesi gerekiyor. 1.10 cm boyu. Elektrik düğmesini açamıyor, lavaboda elini yıkayamıyor öyle küçük. Şimdi çocuk otobüse nasıl binip insin. Bunun birisinin eşyasını taşıması gerekiyor. O açıdan uygun değildi. Yoksa imkanlar çok güzel ama birinin bunu götürüp getirmesi gerekiyor. Baktık olacak gibi değil. O yüzden rahat edemedik ve burada kalmaya karar verdik.”

Kas gelişim ve nörolojik hastalıkları olduğu için dişlerinde de problem olan Frankouma’yı Küçüksakarya ailesi Bakan’ın yönlendirmesiyle Gazi Üniversitesi’nde Metin Hoca’ya götürüyorlar. Metin Hoca da, Frankouma’nın dişleriyle ilgileniyor ve tedavi ediyor. Frankouma her gittiği yerde o kadar seviliyor ki, Mukaddes Hanımı Bakan Çavuşoğlu ve Metin Hoca da arayıp durumunu soruyorlar, hatta dua istiyorlar.

BOYU 143 CM OLDU

Şu anda nöroloji tedavisi gören ve üç defa ameliyat olmuş olan Frankouma’nın boyu ameliyatlar sonrası 143 santimetre olmuş. Ancak rahatsızlığının artmasından sonra artık uzamak istemediğini belirten Frankouma, okula gitmek istemiş. Aile, sağlığı ağırlaştığından okulu dondurmuş. Şu anki tüm sıkıntısı kas güçsüzlüğü. Mukaddes Hanım, Frankouma’nın gittiği her yerde doktorlar tarafından çok sevildiğini belirtiyor.

GİNE’DEKİ ANNESİ 9 AY ÖNCE VEFAT ETTİ

Küçüksakarya ailesi Frankouma’nın tedavisi için ellerinden geleni yapıyor. Frankouma’nın hastalığıyla ilgili doktorlar Gine’deki ailesiyle de görüşüyorlar. 9 ay önce vefat etmiş olan Gine’deki annesi, Frankouma’nın 5 yaşına kadar başını tutamadığını ve doğum sırasında ters şekilde dünyaya geldiğini belirtiyor. Doktorlar, bazı tetkiklerin yapılması için bir kan testi yapılması gerektiğini ve bunun da Amerika’da yapılabileceğini söylüyorlar. Sonrasını Mukkaddes Hanım anlatıyor: “16 milyar bir para lazım oldu. Biz sağa gittik sola gittik. Yok bulamadık. Ancak 1000 liralık bir ücreti olan antikor testi vardı onu yaptık. Öbürünü yaptıramadık. Sonra rahatsızlığının teşhisi kondu. Buna dediler yurt dışından bir ilaç gelmesi lazım. Aldık bu sefer ilaç Türkiye’de yok. İlacın yurt dışından gelmesi lazım. Eczacılar Odası’na gidiyorsunuz orada da bir prosedür var Sağlık Bakanlığı’na gidiyorsunuz. Sağlık Bakanlığı onu onaylıyor evet bu ilacın gelmesi lazım diyor fakat bu sefer sağlık güvencesi yok. Sağ olsun biz bir kısmını Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’ndan aldık. Bir kısmını kendi imkanlarımızla temin ettik. Sonradan da sağlık yönetmeliği onaylandı. Şimdi ilaçlarını alabiliyoruz.”

AMERİKA’DAN SONUÇLARI BEKLİYORLAR

Mukaddes Hanımın eşi Mazhar Beye Frankouma’nın tedavisinin mümkün olup olmadığını da soruyoruz: “Biz araştırdık İzmir’de çok iyi bir hoca var. İzmir’e götürdük. Mersin’e götürdük. Ankara’da ben GATA’ya götürdüm. En son GATA’da dediler ki ‘Komutanım hiç dolaştırma Türkiye’de bir tane adam var. Çapa Tıp’ta. Bunun özel muayenesi yoktur hastanede muayene eder. Bu konuda dünyada üç ya da dördüncü sıradadır. Bu rahatsızlık üzerine kitaplar yazmış. Ondan bir randevu alın’ dediler. Biz randevu alamıyoruz. Mümkün değil düşüremiyoruz. Sonra Rektör vasıtasıyla randevumuzu aldık. Oraya götürdük sağ olsun çok ilgilendi. Bir takım testler yaptı. Bazı tetkikler yapılması gerektiğini söyledi. Üç gün ilaçları kullanmasın dedi. Üç gün ilaçları kullanmayınca bu tamamen pelte oldu.”

Doktorlar bazı testlerin yurtdışında yapılmasını istemişler ancak ailenin bunu karşılayacak durumu olmayınca Çapa’daki doktor, Amerika’daki bir arkadaşına ricada bulunuyor. Şimdi bu testlerin sonuçlarını bekliyorlar.

"ŞANSLI OLDUĞUMUZ İÇİN FRANKOUMA’YA SAHİBİZ"

6 yıldır Gine’deki ailesini göremeyen Frankouma şimdi Küçüksakarya ailesinin üçüncü çocuğu. Aile ona bir de tekerlekli sandalye almış. Gittikleri her yerde yanlarında götürüyorlar. Küçüksakarya ailesi, Frankouma aracılığıyla Gine’deki aileyle de görüşüyorlar. Ailesi, Frankouma’nın emin ellerde olduğunu bildiği için sürekli Küçüksakarya ailesine dua ediyormuş. Mukaddes Hanım Frankouma’yı anlatırken şöyle diyor: “O kadar güzel ahlaklı, terbiyeli, insan olarak çok güzel. Allah bizi seçmiş ama bizim karşımıza da çok güzel birini çıkarttı. Yani bize diyorlar ki Frankouma çok şanslı eğer onu tanısalar bizim şanslı olduğumuzu düşünürler. Ben hep öyle söylüyorum. Onunla tanıştıktan sonra hiçbir kapı bizim önümüzde durmadı. Yani mümkün değil kime gitsek mutlaka o kapı açılıyor ama mutlaka açılıyor. Birisi de bize demedi ya kusura bakmayın olmaz diye bir şey hiç duymadık daha. Bu artık bir ilahi adalet midir? Çocuğun bir kere muazzam bir inancı var. Allah’ın verdiği bir duygu mudur? Yani bilemiyorsunuz onu. Ama gerçekten hiçbir kapı kapanmadı bize.”

GİNE’DEKİ ANNESİNİN DUASI KABUL OLMUŞ

Mukaddes Hanım ve Mazhar Bey’den sonra bu sefer Frankouma’ya dönüyoruz. Frankouma, 2010 yılında Türkiye’de okumaya hak kazandığında annesi, tek başına başının çaresine bakamayacağını düşünerek göndermek istememiş ama babası, “Frankouma’nın hayatını sürdürmesi gerekiyor. Oraya giderek belki orada hayatın ne demek olduğunu bilecek” diyerek gönderiyor. “Annem, eğer ben başkalarının çocuklarını iyilik yapmadıysam iyilik yapanlara kötülük yaptıysam o zaman sen de onun karşılığını alırsın diye dua ederek beni yolcu etti” diyor Frankouma.

Türkiye’ye 6 kişi birlikte geliyorlar. Ancak 5 arkadaşı başka, kendisi başka bir yurtta kalıyor. Sonrasını kendisi anlatıyor: “Ondan sonra ağlamaya başladım. Arkadaşlarım diyor ki sakin ol biz seni yalnız bırakmayacağız falan. Sonra beraber ev tuttuk.”

TAM HER ŞEY BİTTİ DİYE DÜŞÜNÜRKEN…

Hacettepe İngilizce İktisat bölümüne başlayan Frankouma’ya Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı da burs vermeye başlamış. Hastalığı ağırlaşan ve bu arada boyunu da uzatmak isteyen Frankouma’nın karşısına Gazi Üniversitesi’nde Küçüksakarya ailesi çıkıyor. Birkaç gün hastanede birlikte kalıyorlar. Daha sonra Frankouma’ya refakat eden kendi vatandaşı Fransa’ya gidecek. Sonrasını yine kendisi anlatıyor: “Yani bir arkadaşım o da benimle aynı üniversiteyi kazandı ama o Fransa’ya gidecek. Fakat sıkıntıda şimdi. Çünkü annem yani benimle ilgilen falan diye söyledi Gine’den gönderirken. Yani beni bırakma o da sıkıntıda ne yapacak şaşırıyor şimdi. Ben de ne yapacağım şaşırıyorum. Bir abimiz var yani o da bu sıkıntıyı karşılamak istemiyor. Ben de bir anda ağlamaya başlıyorum.”

ALLAH’A DUA ETTİ VE DUASI KABUL OLDU

Bunu anlatırken bir anda gözyaşına boğuluyor Frankouma. Annesi Mukaddes Hanım gözyaşlarını siliyor. Sonra Frankouma tekrar başlıyor: “Abdest aldım. İki rekat kıldım. İki rekat kıldıktan sonra dedim ki Allah’a sen beni gönderdin, beni ne olur ortada bırakma falan dedim çünkü kimse yok, kime gideceğim. Otobüse bile arkadaş kaldırırdı, otobüse bindirirdi.”

Frankouma’nın bu duasını Allah geri çevirmiyor ve Küçüksakarya ailesi Alanya’da emeklilik hayali kurarken vazgeçip Ankara’da kiralık bir eve çıkıp Frankouma’yı da yanlarına alıyorlar. Aile, Frankouma’yı yanlarına alınca, Frankouma ilk önce sadece bir iki gün misafir kalacağını düşünüyor. Sonra Frankouma anlatıyor: “Ben bekliyorum herhalde akşama kadar durup beni tekrar gönderecekler diye ama akşam oluyor yatıyorum ertesi gün hiçbir şey yok, hiçbir şey konuşmuyorlar. Ertesi gün yine duruyorum ondan sonra yine bir şey söylemiyorlar. 3 gün sonra ben de diyorum ki ben arkadaşlarımı özledim, tekrar dönmek istiyorum. Gidiyorum oradan telefon açıyorum belki her şey gitti yani beni 3 gün misafir kaldım diye düşündüm yani artık bitti. Telefon açıyorum annemin (Mukaddes Hanım) numarası vardı bende. Diyorum annem yani çok teşekkür ederim, siz annemsiniz, babamsınız. Annem hiç dayanamadı hemen geliyor tekrar geldiği zaman beni çağırıyor Frankouma sizin evin üzerindeyim hemen gel diyor. Eşyalarını topla gel, Allah Allah diyorum, niye tekrar geldiler. Eşyalarımı alıyoruz gidiyoruz. Ondan sonra bir gün arkadaşlar davet etti. Hepimiz evde yemek yedik. Ondan sonra birkaç gün sonra onlar ayrılmaya başladılar. Ben de dedim ki annem ne olur bana büyük bir şey yap bana güzel bir yurt ayarla benim için orada kalayım hani oradan okula gidebileyim dedim. O da o şekilde düşündü fakat içinde yani beni bırakmak istemiyordu. Yani orada nasıl yaşayacağım, korkuyor o da.”

GİNE’DE AİLESİNE KÖŞK YAPACAK

Aile, önce yurt ayarlıyor ama sonra tekrar dayanamayarak Frankouma’yı yanlarına alıyorlar. Şimdi tam 5 yıl oldu. Annesi 9 ay önce vefat etmiş ama Frankouma’nın emin ellerde olduğunu bildiği için gözü arkada kalmamış. Frankouma, okulunu dondurmuş ve şimdi ülkesine geri dönmek istiyor. Peki orada sana kim bakacak diye soruyoruz: “Allah büyüktür. Teyzem var orada. Orada annem ile babama (Küçüksakarya ailesi) bir köşk yapacağım. Ablamı da alacağım yanıma (Mukaddes Hanımın kızı). Çünkü diyorum ki Allah çok büyük.”

GİNE’DEKİ ANNEME “BU ÇOCUĞU AT” DİYORLARDI

Frankouma, küçükken çevredekilerin annesine “Bu çocuğu at” dediklerini de söylüyor. “Annem diyordu yok ben bu çocuğu atamam. Beni öyle taşıdı, buraya kadar ve çok gurur duyuyor yine öldü ama şimdi ölmeden önce bile gurur duydu” diyor Frankouma.

Ülkesine dönmeden önce üç şey yapmak istiyor Frankouma. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ile görüşmek istiyor. Bir de “Dünyanın en güzel annesi” diye tanımladığı Mukaddes Hanım’ı tüm dünyaya duyurmak. Çünkü tüm annelerin Mukaddes Hanım’ın merhametini örnek almasını istiyor.

"CUMHURBAŞKANI’NA SÜREKLİ DUA EDİYORUM"

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile neden görüşmek istediğini sorduğumuzda şu cevabı veriyor: “Cumhurbaşkanı’nı çok seviyorum. Politikayla ilgilenmiyorum ama herkesin Cumhurbaşkanı’nı örnek almasını istiyorum. Ülkesini çok iyi götürüyor. İslam’ı koruyor diyebilirim. Kendisine dua ediyorum. Onu görüp, teşekkür etmek istiyorum kendisine. Oraya gidince ne söyleyeceğimi de hazırlayacağım.”

FENERBAHÇE VE AZİZ YILDIRIM’A ÇAĞRISI

Frankouma aynı zamanda sıkı bir Fenerbahçeli. Babası Mazhar Bey ile Fenerbahçe’nin tüm maçlarını izliyor. Takımın tüm oyuncularını tek tek sayıyor. En beğendiği futbolcu ise Robin Van Persie. Fenerbahçe’yi sorunca hemen atlıyor: “En büyük Fener” diye. Fenerbahçe’ye ve Aziz Yıldırım’a da bir mesaj gönderiyor Frankouma: “Aziz Başkan, en büyük Fener. Sizinle tanışmak istiyorum. Sizden forma istiyorum. Bir de bütün futbolcuları görmek istiyorum.”

Fenerbahçe bahsi geçince, Mukaddes Hanım, “Ben Galatasaraylıyım, eşim Fenerbahçeli. Baba baskın çıktı” diyor. Mazhar Bey de geri durmuyor: “Çocuk geldiğinde zaten Fenerliydi” diyor.

"İYİLİK YAP Kİ, İYİLİK GÖRESİN"

Frankouma ve ailesinden ayrılırken, son bir mesajının olup olmadığını soruyoruz. Şöyle diyor: “İyilik yaparken diyorsun ki buna iyilik diyorsun fakat kendine iyilik yapıyorsun. Çünkü dünyada bu paraların hepsi kalır fakat iyilik gider ve iyilik yaparsan da çocukların da görür kendin de görürsün, torunların da görür. Yani iyilik iyidir. Peygamberimiz diyor ki; ’Kim iyilik yapmazsa Allah da affetmez onu. Yani Allah da iyilik yapmaz ona.’ O yüzden herkes iyilik yapsın. Herkese başkalarına yani iyilik bulamayanlara iyilik yapsın. Bunu istiyorum.”

Frankouma’dan ayrılmadan önce, bize Kur’an-ı Kerim’i açıp bir de ayet okuyor ve dualarla uğurluyor.

(İHA)

Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Ulusal Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim