• BIST 84.218
  • Altın 588,84
  • Dolar 2,0910
  • Euro 2,8087
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 25 °C

BUNUN ADI ‘PEDOFİLİ’, İYİ BAK BELKİ YANIBAŞINDADIR FAİLİ?

İklim Dora

Merhabalar...

 

Haliniz vaktiniz, sağlık sıhhatiniz yerinde olup daha da güzelleşsin inşallah. Mutlu mesut ve huzurlu olunuz ömür boyu.

 

Herkes olamıyor maalesef hayatta her an böyle. Acımasız, gaddar ve adaletsiz olabiliyor bazen hayat bazı insanlar için. Başımıza hiç ummadığımız anda garip ya da çirkin şeyler gelebiliyor hiç hak etmediğimizi düşündüğümüz. Fakat o ana dek adı üstünde ‘hiç ummadık’ olduğu için bu tür şeyler, bizim başımıza asla ve kat-a gelemez olduğunu düşünüyoruz evvelden. Ve hatta ‘başka’ insanların başına geldiğinde hadsiz bile olabiliyoruz; “Kim bilir ne yaptı da başına geldi bu şey?!” derken.

Ancak ‘o gün’ geldiğinde her nasıl oluyorsa (!) işte ‘o gün’ birden vahiy gelmiş gibi empati kurmaya başlıyoruz kendiliğinden o ‘başka’ insanlarla ve bir yandan da; “Bunun başıma gelmesi için ne yaptım, neden ben, bunu hak ettim mi, reva mı?” diye düşünürken. Asla ama asla herhangi ‘iyi’ ya da ‘kötü’ bir şey başımıza gelmediği sürece o durumun güzelliği veya vahameti hakkında bilgi sahibi olamıyor; bir de üstüne bu durumu yaşayanlar için çeşitli hadiseler uyduruyoruz nasıl olabileceğine, neden hak ettiklerine dair.

 


Sadece olumsuz durumlar için değil elbet, güzel şeyler için de düşünmüyoruz neden ve nasıl olduklarını. Ve güzellikler için şükretmiyor, çirkinlikler için ise bolca küfrediyoruz. Olumsuz her şey için hayatı suçluyoruz da, olumlu ve harika şeyler için aynı hayata bir teşekkürü çok görüyoruz. Yaşadığımız olumlu olumsuz her şeyin, hayatımıza giren iyi ya da kötü tüm insanların bizim için var olduğunu ve bize artı ile eksiler kattığını bir saniyeliğine dahi düşünmüyoruz. Hayatın içinde her ne güzel şey olursa bize, her ne kötü şey olursa ‘başka’ insanların başına gelmesini istiyor ve hatta diliyoruz farkında olarak ya da olmayarak. Acı gerçek bu. Hatta hayatın en ‘acı’ gerçeği bu. Hiç kimseye ve dahi kendimize itiraf etmediğimiz, asla kabullenmediğimiz acı gerçek...

 

Tüm bunları çocukluktan itibaren aşılamak lazım tabii bünyeye. Bir bilgisayar gibi alır çocuğun o minicik beyni bir sürü bilgiyi ve öğretiyi. Yani çocuğa ne yaşatır ne verirseniz onu öğrenir ve ilerde o donanımda bir insan olur. Ona ‘güzel’ ve mutlu bir insan olabilmesi için ‘doğru’ şeyler vermek zorundayız demektir bu da?! Ve bu da anne – baba olabilmeyi öğrenmeyi gerektiriyor öncelikle. Bana kalsa “Herkes ana baba olamamalı” derim. Sertifika alınması zorunlu, önemli ve gerekli psikolojik testlerden geçilen, anne ve baba vasfından önce ‘insan’ vasfını hak etmişler mi diye adayların derinlemesine incelendiği, adaletli ve hakkınca bir kurs ve uzmanları olmalı. Bu kursu bitirenler ancak çocuk yapabilmeli mesela?! Düşünsenize; ne kadar akıllı uslu, ahlaklı, vicdanlı, kültürlü ve mutlu bir toplum olurduk?! Ha, şimdi öyle değil miyiz? Bilmem, öyle miyiz???

 

Velhasıl ailenin rolü müthiş önemli bu bağlamda. Bir de cinsellik konusu var ki; çocuğun gelişiminde çok büyük yaralar açacak ya da onu kendiyle ve dünyayla barışık mutlu bir birey yapacak kadar ince ve hassas bir konu. Ona bu konuyu ne derece doğru anlatabilirsek ileride o derece sağlıklı bir insan olacaktır. Kız veya erkek evlat olması önemli değildir eğitim verirken. Eğitimin kendisi önem arz eder. Cinsiyet ayırt etmeden ama cinsiyetlerinin öneminin ayırtına vardırarak, karşı cinse saygı ve güven duymasını aşılayarak yapılmalı en dikkatlisinden bu eğitim.

 

Çocuk çok küçük yaşlarda başlar kendini tanıma oyunlarına. Kendini ya da karşı cins arkadaşını inceler ve hatta görmek bilmek ister vücudunda ne farklar olduğunu onunla. İşte bu noktada anne babanın davranışı büyük önem taşır. O minik insana anlayışlı yaklaşmak, uzvuyla ilgili espri konusu türetmeyip onu utandırmayarak, iletişime açık olarak işe koyulmalıdır ebeveynler. Çünkü ‘bastılırılmış’ cinselllik ileride çok büyük psikolojik sorunlara yol açacaktır. Küçük yaşlardan itibaren ‘namus’ kavramının cinsel uzuvla ilgili bir mana taşımadığını; aksine namusun ahlak, vicdan, saygı, dürüstlük ve en önemlisi şeref gibi vasıflara sahip bir ‘insan’ olmakla alakalı olduğunu ve manasının tam da bu, yani ‘insan’ olmak olduğunu çok iyi anlatmak gerekir çocuğa ki bu erdemlerle büyüyebilsin.

 

Cinsel eğitim ciddiye alınmalıdır. Ona kendini ve karşı cinsini tanımak için fırsat tanırken bir yandan da mahremiyetin önemi öğretilmelidir. Yani bu aşamadan itibaren hayatının her anında bilmesi gereken şeyin, kimsenin isteği dışında ona dokunamayacağı hatta bakamayacağı özel ve sadece ona ait bir bedene sahip olduğudur. Gerektiğinde kendi kendini korumayı öğrenebilmelidir çünkü. Kendi bedeniyle ilgili kararları sadece kendisinin verebileceği ve istemediği takdirde kendisine anne, baba, kardeş ya da akrabalarından birinin dahi dokunamayacağının ciddiyet ve önemi kavratılmalıdır. Hele ki çocuğun herhangi bir engeli var ise (zihinsel ya da bedensel) tacizcilerin en kolay ulaşabildikleri minik insanlar oldukları akıldan hiç bir zaman çıkarılmamalı, ekstra özen  gösterilmelidir eğitim ve koruma adına. Çünkü bu çocuklar öylece kendilerini koruyamazlar. Bilemezler eğriyi doğruyu.

Genele bakarsak, bazen yapılanı bir çeşit oyun bile zannedebilirler çocuklar. Çünkü onlar kötülük ve art niyet nedir bilmezler. Çünkü onların sadece saf, temiz ve çıkarsız duyguları vardır. Canları yanarsa, bunun sadece ‘sevmedikleri’ bir oyun olduğunu düşünebilirler. Ama ‘Bir kez daha gerçekleşmesine izin vermiyorum, defol, kahrol!’ diyemezler. Bu yüzden de çok çok özel bir eğitim, gözetim ve ilgi görmelidirler.

Ayrıca tüm bunları öğretirken bir taraftan da böyle ‘oyun’ diye niteledikleri ya da hoşlanmadıkları her şeyi siz anne babasına anlatabilmesi gerektiğinin önemini de iyice vurgulamalısınız ki her hangi bir durumda size kolayca açılabilsin. Çünkü çoğunlukla onlara inanmayacağınızı, kızacağınızı düşünürler. Nasıl anlatacaklarını bilemeyebilirler bir yandan da. Onlara şefkat ile yaklaşarak anlatmalarını sağlamalısınız. Bazen de bu gibi durumlardaki cinsel davranışın yanlış olduğunu kavrayamayabilirler. O yüzden en başta bunu öğretmelisiniz. Ve belki anlatamamalarının sebebi, istismarcıdan korktukları ya da tersine sevdikleri biri olduğu için olabilir. Onlar minik insanlar, minik ama bir o kadar yüce sevgiye sahipler. Düşünsenize; ‘baba’ olarak bildiği ve çok sevdiği adamın aslında bir hayvan herif olduğunun bilincine nasıl varabilir ki? Çok sevdiği babası var merkezde ve fakat kendisine tuhaf davranıp, tuhaf isteklerde bulunuyor aynı zamanda. Ve adına da ‘oyun’ diyor?! Üstüne de ‘Bu aramızda, kimseye, annene bile söylemek yok!’ diyor çikolata vs. ödül (!) verirken?! Benim midem bulandı anlatırken bile. Umarım siz de okurken istifralık olmuşsunuzdur! (İyi bir şey söyledim:)

Unutmayın cancağızım cinsel istismarın olabileceği varsayılan tehlikeli yerler hep; ıssız sokaklar, parklar, genel tuvaletler, karanlık yerler, boş inşaatlar, vs. sanılır ya? Tabii ki buralarda da olması mümkün fakat özellikle de çocuklarınızı korumanız gereken yerler;  ev, okul ya da ev ile okul arası güzergâhtaki yerler ve içinde bulunduğunuz tanıdık çevredir. Yapılan çalışmaların sonuçlarına göre; olguların % 80-95 ‘inde fail 20-40 yaş arası ve genellikle evli-çocuklu erkekler!

 İşte bunun için önce ebeveynler olarak kendini eğitmeli insanlar sonra da çocuklarını.

 

‘Yetişkin bir ‘insan’ın, 4 – 11 yaş arası çocuklara cinsel arzu ve istek duyması’ olarak tanımlanıyor PEDOFİLİ. Halk dilinde ‘sübyancılık’ dediğimiz psikoseksüel sapkınlık hali!

‘Türkçeye, İngilizce ‘’paedophilia’’ kelimesinden geçen pedofili sözcüğünün kökeni Yunanca paid (çocuk) ve philia (sapma, düşkünlük) sözcüklerinden oluşur. Daha çok erkek erişkinlerde görülen pedofili nadiren de olsa kadınlarda da görülebilir. Pedofililerde cinsiyet ayrımı yoktur. Bu kişiler her iki cinse de yönelebilir.’ diye de tanımlanması devam eder. Pedofili eğilimli bir yetişkin her yaş grubundan, her meslekten ve her etnik kökenden olabilir. Sosyo-ekonomik düzeyi çok iyi veya çok kötü de olabilir. Belli bir profili yok yani. Bu yüzden çok zor fark edilir. Bunun özbeöz baba, ağabey, akraba veya komşu olabileceğini biliyor muydunuz? Yani tam da yanıbaşınızdan biri olabilir.

 

Bu arada çok önemli bir ayrıntı da, pedofiliye maruz kalmış çocuğa ebeveynlerin davranış biçimidir. Çocuğu suçlayıcı, aşağılayıcı hiç bir cümle kurulmamalıdır bu aşamada. Çocuk ne ailesi ne de yetkili kişiler tarafından defalarca sorguya (!) çekilmemelidir. Yalnızca bir kez ve uzman eşliğinde olay anlattırılmalı (videoya alınabilir) ve bunun üzerinden inceleme yapılmalıdır. Çocuğa ve ailesine bunu defalarca yaşatmanın manası yok değil mi?

 Ayrıca pornografi de büyük rol oynuyor pedofilide. Dünya genelinde pornografiyle yoğun şekilde mücadele edilmesine rağmen, baskınlarda ele geçirilen pornografik içerikli görsel dokümanların yüzde 40’ını çocuk pornografisi oluşturuyor. Ülkemizde ise yeterli bir mücadele olmadığını görüyoruz maalesef.

 

Pedofilinin suç mu hastalık mı olduğu yıllardır tartışılan bir konudur. Benim ve çoğu uzmanın görüşüne göre pedofili hem suç hem de cezai indirimi olmaması gereken bir hastalıktır. Her ne kadar ‘hastalık’ demeye dilim varmıyorsa da! Çünkü hastalık dediğin bir şeyin ‘tedavi’ diye de bir iyileştirme aşaması yani bir çözümü vardır. Fakat pedofilide durum bence çok faklıdır. ‘Gönüllü ve bilinçli bir sapkınlık hali’ olarak nitelendirdiğim pedofilinin hiç bir özrü ya da mazereti olamaz bana göre. Herifin beyin fonksiyonları yerinde, hatta normal yaşantısında ‘saygın’ olarak bilinen bir konumda ve statüde, görüntüsü gayet aklı başında, işinde gücünde ve belki de mutlu (!) bir aile ‘baba’sı?!. E, daha ne? Bu pisliğe ‘hasta’ gözüyle bakıp, bir de üstüne tedavi etmeye mi çalışalım acıyıp? Hiç gülecek, gülümseyecek halim yok doğrusu!!! Ayrıca azıcık okuma alışkanlığınız, öğrenme arzunuz varsa bilirsiniz ki; pedofililerin büyük kısmı tedaviyi reddetmektedir. Kendileri kabul etmiyor ki daha hastalığı, biz kabul edelim!

 

Pedofili suçlusuna en ağır cezaların verilmesi insanlık adına en doğrusu olacaktır. Mesela okuduğuma göre; Çek Cumhuriyeti’nde pedofili suçlularına cerrahi kastrasyon uygulanıyor, yani ameliyatla testisler çıkarılıyor. ABD’nin bazı eyaletlerinde pedofili suçluları idam edilirken bazı eyaletlerde suçluya 2 seçenek sunuluyor; hadım cezası ya da 20 yıl hapis cezası… Bazı ülkelerse cezalandırmak için pedofili hastasının ikinci bir suç işlemesini bekliyor. Ne saçma salak bir şey değil mi? Bizde ikinciyi bırak, onuncu, yirminci sefer yapsa ceza namına bir şey almıyor pislikler.

Cerrahi kastrasyon sadece üreme fonksiyonlarını durdurduğu ve cinsel isteği önlemediği için birçok hukuk ve tıp uzmanı bunun yerine kimyasal kastrasyonu öneriyor. Ancak bu da cinsel isteği engellemiyormuş çoğunlukla ve fakat günümüzde hem cinsel faaliyetleri hem de cinsel isteği yok eden ilaçlar geliştirilmiş. Pedofililerin bu yöntemle kısırlaştırılması ve aynı zamanda da bizden ırak, cehennemin dibine yakın olmaları gerekir kanımca. Bana kalsa üzerlerinde önce acı çekecekleri türlü yöntemler denenip sonra da en acılısından idam edilmeliler. Biri ‘İnsan Hakları’ mı dedi? Pardon?! Af buyrun ama buna maruz kalan çocukcağızın kendiyle ömür boyu psikolojik bir savaşa ve müebbet ruhsal hapse mahkumiyetini hangi ‘insan hakları’ düşünüyordur acaba ki biz o pisliğe her hangi bir hak verebilelim? Ne hakkı Allahınsen?! Görüldüğü yerde yok edilesiceleri bir de koruma altına mı alacaktık? De gidin yahu!!!

 

Bir grup uzmanın dediğine göre de; cinsel suçun altında yatan sebep egemenlik - güç sağlama hırsı... Bu cinsel suç işleyenlerin %60ı da çocukluklarında tacize-tecavüze maruz kalmış insanlarmış.. E durum böyle diye onlara acıyacak mıyız? Ya da mazur mu göreceğiz yaptığını "Ha bak yazık bir sebebi varmış" diye? Elbette hayır! Hayır oğlu hayır tabii ki! Bu insanların tedavi edilir bir yanı yok... Kaldı ki hadım bile edilse bir şahıs, tacize devam edebilir... Çünkü cinsel organa ihtiyacı yok illaki zarar vermek için.. Birçok yolu var tacizin, saldırının, şiddetin... Beyni çalıştıktan sonra her türlü pisliği rahatça yapabilir... Bu yönü de var yani. Gerçi te küçükkenden erkek çocuğa bir güzel öğretilen şey; cinsel uzvu ile ‘erkek’ olduğudur. Yani uzvu yok ise asla bir ‘erkek’ olamaz. O halde ‘kullanamayacağı’ bir uzuv ile de ‘erkek’ olması mümkün olmayacaktır buna göre?! Yani aslında bir çeşit ‘ceza’ bu tür öğretiyle yetiştirilmiş bir erkek için kullanılamayacak olan bir uzuv?! Evet, olabilir. Kafam karışık biraz. Ben şahsen bir ‘Dexter’ da bizde olsa ne güzel olurdu diye düşünmüyor değilim zaman zaman!

 Şiddeti uygulayan pisliği damgalamalı mıyız? Evet... Damgalamalıyız... Nasıl? Bilmiyorum... Bir şekilde teşhir edilip, mağdura yaşattıkları şeyleri yaşamaları sağlanmalı mesela... Sosyal hayatta var olmamalılar... İş bulamamalılar... Güle oynaya sallana sallana dolaşmamalılar sokaklarda. Ben bunu bilir, bunu söylerim arkadaş!

 

Bu arada çocuk cinsel istismarında, dünya ikincisiyiz düşünebiliyor musunuz? 2008 – 2013 yılları arasında %400 oranında bir artış var çocuklara karşı işlenen suçlarda. Saldırı, taciz, tecavüz, cinayet, her tür şiddet arttıkça artmış!!! Yuh! Dünyada her yıl ortalama 1.000.000 çocuk yaşta kız, zorla seks işçisi yapılıyor biliyor musunuz? Bu endüstri yıllık 39 milyar dolarlık kar oranına ulaşmış durumda ve gün geçtikçe de artacaktır tabii... (Hatta Hollywood ünlüleri bir kampanya yapıyor;  “Real men don’t buy girls – Gerçek erkek asla kadın satın almaz!”  Aralarında Sean Penn, Justin Timberlake gibi oyuncular var.)

Avukat arkadaşlarımla da hep konuşuyoruz... Bu tür cinsel istismar davalarından bahsediyorlar da sinir harbi yaşıyoruz birlikte... Hakim sanığa gülerek; "Bu gidişle seni hep burada göreceğiz anlaşılan" diyor ve salıyor diyorlar üzülerek... İnsan düşünmeden edemiyor, hakimlerin, savcıların, bunları savunan avukatların, yasa yapanların sevdiği ve değer verdiği varlıklar yok mu? Nasıl bir adalet sistemidir ki mağdur acısını üçe beşe katlarken, sanık elini kolunu sallayıp dolaşıyor?

Şiddet desen hiç bitmiyor! Sınıflı toplumlarda eşitsiz gelişmeye bağlı olarak sömürülenlerin sömürenlere olan mücadelesini kırmak için bireylerin şiddet ihtiyacını giderecek alanlara yönelmesini sağlamak şarttır mesela. Koca karısını, polis öğrenciyi, futbolda fanatikler birbirini bir güzel döver ki; tansiyonu bu şekilde düşsün. Hayatın sadece bir anında üstün olduğunu hissettirmesi gerekir bu insanlara ve bu şekilde kapitalizm sürekli kendini yeniler antibiyotiğe duyarlık kazanan virüs gibi devamını sağlar durur... Hiç dikkatinizi çekiyor mu, hayatın hiç bir alanında haksızlık ve sömürüye gık dememiş insanlar bir kırmızı ışıkta 'sen geçtin ben geçtim' kavgası çıkarıp birbirini boğazlayabiliyorlar?!. İşte sadece bir an için iktidarını savunduğunu sanıyor da ondan. Halbuki 'Buyrun geçin' demek ona hiç birşey kaybettirmeyecek ama o kadar geriletiliyor insanlar ki artık o noktadan geri kaçamıyor... Şiddete bile ‘şiddetle’ karşıyız o da ayrı bir konu.

 

Bakınız...

Son 3 senede 18 yaşını doldurmadan evlendirilen çocuk sayısı 130bini geçti!

‘Çocuk gelin’ yoktur ‘pedofili’ vardır. O kadar!

Ve

Pedofili,
 bir çocuğun hayallerini, mutluluğunu, umudunu, geleceğini öldürmektir.
 

Acı çeken çocuklar var hiç bilmediğiniz. Aklınızın herhangi bir köşesine dahi uğramayacak, havsalanızın alamayağı derecede acı çeken, çektirilen çocuklar var hiç tanımadığınız. Bir çok manyak, sapık ‘insan’ var yaptıklarını daha önce hiç duymadığınız. Pedofili denen bir illet var gözünüzle görseniz inanamayacağınız...

 

Bu yüzden her bir çocuğu kendi çocuğumuz gibi görelim. Onlar ‘başkasının’ değil, hepimizin çocuklarıdır. Tüm çocuklar özeldir ve güzeldir. Korunmayı ve bolca sevilmeyi hak ederler. Çünkü onlar size bolca saf, gerçek ve karşılıksız sevgi verirler. Onları koruyup kollamak ve onlar gibi olamasa da sevmek bizim en birincil görevimizdir.

İyi ve güzel insanlar olabilmek için çaba sarf edelim. Sevelim, sevilelim. Doğruyu yanlışı bir güzel ayırt edelim. Sadece kendimizin değil, başkalarının başına gelenleri de önemseyelim ve onların acılarını paylaşıp azaltmaya çalışalım.

 

Kalplerimizin ve ruhlarımızın birliğini istiyor, pek keyifli günler diliyorum. Sevgiler. İklim Dora

iklimdora@gmail.com

 

“Tanıdığım en güzel insanlar;

Yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi, kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş romantik ve anarşist olan insanlardır.

Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar.

Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar.”

 

Elisabeth Kubler Ross

 

 

NOTLAR:

 

Çocuk İstismar İhbar-Destek Hattı -- 0.216.450.54.54

Aile – Kadın - Çocuk ve Engelli Sosyal Hizmet Danışma Hattı -- ALO 183

#ÇocukTecavüzüneSonSessizKalma

#ÇocukİstismarınaDurDe #ÇocuğaŞiddeteHayır

#ÇocukTacizineHayır

#ÇocukTecavüzüneSon

#cocukbedenimedokunma

#MağdurÇocuklarİçinAdaletİstiyoruz

#KüçükGelinlereÇocukTecavüzlerineSonSUSMA

https://www.facebook.com/cocukbedenimedokunma?fref=ts https://twitter.com/cocukBD

 (Minik insanları korumak adına ‘Çocuk Bedenime Dokunma İnisiyatifi’ psikiyatri, psikoloji, pedagoji uzmanlarından oluşan Bilim Grubu ile çocuklar için çalışmaya başlıyor)

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Ulusal Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0507 119 74 62 - ulusalpost@gmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim