• BIST 97.988
  • Altın 242,791
  • Dolar 6,2610
  • Euro 7,3524
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 32 °C

Odtü’de Açılan O Pankartları Savundu

Odtü’de Açılan O Pankartları Savundu
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ODTÜ mezuniyet töreninde açılan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret içerikli pankartları savundu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ODTÜ mezuniyet töreninde açılan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret içerikli pankartları savundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu'nun hedefinde Yargıtay ve yargı üyeleri vardı. Türkiye'de adalet olmadığını savunan Kılıçdaroğlu, CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun serbest bırakılması gerektiğini ifade ederek, "Hiçbir suçu yok, 399 gündür hapiste. Anayasanın 83. maddesi açık, geçici 20. maddesi açık. Derhal oturup karar almaları ve Enis Berberoğlu'nu serbest bırakmaları lazım. Enis Berberoğlu şu an hangi gerekçeyle hapiste ve neden aramızda değil. Anayasanın 138. maddesini okuyorum; "Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." Bu kadar açık ve net. Ama bu kürsüde geçen yasama döneminde hakimlere talimat verildiğini ve telkinde bulunulduğunu belgeleriyle açıklamıştım. Yargıya en büyük itibar kaybını yargı mensupları veriyor. Hakimin hukukun üstünlüğüne göre karar vermesi lazım. Berberoğlu'nun içeride kaldığı her saat, her dakika bir hukuksuzluk örneğidir. İlgili yargıçlardan özellikle istirham ediyorum, yargıya gölge düşürmeyin, derhal gereğini yapın" diye konuştu.

"CÜBBENİ ÇIKARACAKSIN GELECEKSİN BURAYA…"

Eski milletvekili Eren Erdem'in davasının 19 Eylül'den 29 Haziran'a alınmasına tepki gösteren Kılıçdaroğlu, "Niçin, hangi gerekçeyle? Nereden, kimden talimat aldılar? Efendim "Yurt dışına kaçabilir." Dokunulmazlığı kalktıktan sonra tam 39 kez yurt dışına gitti ve geldi. Kaçsaydı Eren Erdem o zaman kaçardı. Ayrıca Eren Erdem neden kaçsın ki? Suçlu değil ki, suçsuz bir insan neden kaçsın. Ne diye tutukluyorlar? "FETÖ üyesi olmamakla beraber, iltisak" falan diye bir takım laflar var orada. Eren Erdem'in yazdığı bütün kitaplar FETÖ'nün Türkiye için ne kadar tehlikeli olduğuyla ilgili. 9 kitabı var. Türkiye'de yargının hangi noktaya geldiğini görmek için bu örneği verdim. "Sen neden gizli tanığı açıkladın" diye suçlamada bulunuyorlar. Gizli tanık açıklandı ne, adam zaten söylüyor. Yargının içinde bulunduğu perişan hali hepinizin bilgisine sunuyorum. Ortada yargılama falan yok. Bu yapılan yargısız infaz. Ama hiçbir hakim unutmasın. Nereye giderseniz gidin sizi izlemek, takip etmek ve teşhir etmek benim boynumun borcudur. Sanıyorlar ki biz böyle baskı kurdukça, milletvekillerini hapse attıkça, para cezaları verdikçe Kılıçdaroğlu geri adım atacak. Sizin feriştahınız gelse geri adım atmayacağım. Her ortamda ve her yerde hakkı, hukuku ve adaleti savunacağım. Dava benim şahsi davam değil, tüyü bitmemiş yetimin davasıdır bu dava. Adalet istiyoruz, hakkı ve hukuku istiyoruz. Adaleti yargıç eliyle çiğneyeceksin. Cübbeni çıkaracaksın geleceksin buraya, sana nasıl ders verilir ben göstereceğim" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, "Anayasa Mahkemesi'ni tanımayan, "Anayasa Mahkemesi kimdir" diyen hakimi Yargıtay'a atadılar. Yargıtay için yüz karasıdır. Peki yarın birisi de çıkar "Yargıtay'ı tanımıyorum" derse ne olacak? Hukuksuzluğu bize hukuk kültürü olarak yutturmaya çalışıyorlar. Türkiye'nin geldiği durum budur. Hepimizin bu konuda son derece dikkatli davranması ve bunu bütün herkese anlatmamız lazım. Türkiye adaletin olmadığı bir ülkedir" dedi.

"ODTÜ'DE AÇILAN PANKARTTA KÜFÜR, HAKARET YOK"

ODTÜ mezuniyetinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret içerikli pankart açılmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Kılıçdaroğlu, "ODTÜ'de öğrenci olmak başlı başına ayrıcalıktır. Taşıdıkları pankartlardaki hiçbirinde hakaret, şiddet yoktur ama ODTÜ'lü zekası vardır. O zekanın farkına varmak için de ayrıca zeki olmak gerekir. Zeki değilsen ben sana ne söyleyeyim kardeşim. ODTÜ'lülerin bir başka özelliği var. Herkes birbirine "hocam" der. Çaycısı da, rektörü de, kantincisi de "hocam" der. Kimse birbirinden üstün değildir, birbirinden öğreneceği var. ODTÜ'lüler hiçbir zaman "reis', "başkan" diye laflar kullanmazlar. Çünkü ne reise ne de başkana tahammül ederler, herkesin aynı kültüre sahip olması gerektiğine inanırlar. Öğrenciler, Penguen dergisinde 13 yıl önce yayımlanan bir karikatürü taşıyor. Adı "Tayyipler Alemi." "Bunu neden taşıdınız?" 13 yıl önce yayımlanmış, yargılanmış, beraat edilmiş. Beraat kararını veren hakim, hukukun üstünlüğüne göre karar vermiş ve güzel şeyler söylemiş. 13 yıl sonra geldiğimiz noktaya, demokraside ne kadar geriye gittiğimize bak. Bürokratken Başbakanlık konutuna gider, çalışmalarımız olurdu. Merdiveni çıkarken Gırgır dergisinin kendisini eleştiren karikatürleri vardı. Onları çerçeveletip Başbakanlık konutuna asacak kadar hoşgörülü birisiydi. Gelen bütün yabancılara demokrasinin olduğunu sizin anlatmanıza gerek yok, o karikatürü orada görünce "evet bu ülkede demokrasi, fikir özgürlüğü var" der. Şimdi buna tahammül edilemeyen bir süreci yaşıyoruz. Bu süreç 12 Eylül, 12 Mart darbelerinde vardı, 20 Temmuz darbesinde de var. Pinochet de, Hitler de, Mussolini de böyleydi. Eleştiriye tahammül edemezdi. Sen eleştiriye tahammül edeceksin kardeşim. Hapse atarak bunu önleyemezsin. Bak koydum Twitter hesabına, buyur bakalım ne yapacaksın? Hadi hakim ve savcılarınla karar ver, ne yapacaksın bakayım?" şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu, "Milletvekili arkadaşlarımdan istirham ediyorum, bu karikatürü yayınlasınlar. Benim Twitter hesabımdan bu karikatür yayınlanacak" çağrısında bulundu.

ÖNCE "HALKIN DESTANI", SONRA "KONTROLLÜ DARBE" DEDİ

15 Temmuz darbe girişiminin ikinci yılı kapsamında "Halkın destanı" şeklinde mesaj yayımladıklarını anımsatan Kılıçdaroğlu, "Kılıçdaroğlu düne kadar buna kontrollü darbe diyordu, nasıl oldu da halkın destanı oldu" diyorlar. Bilal'e anlatır gibi anlatayım. İki 15 Temmuz var. Bir halkın 15 Temmuz'u, diğeri sarayın 15 Temmuz'u. Halk, parlamento direnme hakkını kullandı. Başta CHP milletvekilleri olmak üzere bu parlamentoda sabaha karşı görevlerini yaptılar, direndiler darbeye karşı, darbe girişimini püskürttüler. Gazi Meclisin şanına uygun olarak hareket ettiler. Bu 15 Temmuz halkın 15 Temmuz'udur. Bu direnme hakkını kullanan halkın bir destanıdır. Bizim destan dediğimiz budur. Bir de sarayın 15 Temmuz'u var. Sarayın 15 Temmuz'u ise halkın direnme hakkını kullanarak elde ettiği hakkı sarayın çıkarları için kullanmasıdır. Ne zaman başlamıştır, 5 gün sonra 20 Temmuz'da darbe yaparak. Bir sivil darbe yaparak gerçekleşmiştir. İki konuyu halka çok iyi anlatmamız lazım. Daha ayrıntılara geleceğim ama kimse unutmasın. Halkın 15 Temmuzu, sarayın 15 Temmuz'u. Sarayın 15 Temmuz'u kontrollü darbenin sonucu ortaya çıkandır. Niye kontrollü darbe dedik buna? Darbenin olacağı biliniyordu. Aksini söyleyen bir kişi bile yok. Erdoğan dahil. İki, önlenmedi darbe. Önlenebilirdi, önlenmedi. Darbe geleceği biliniyorsa önlenmesi gerekirdi. Sonra sonuçlarından yararlanıldı. Bakın değerli arkadaşlar Adil Öksüz adını TV'lerde ve pek çok yerde en yaygın şekilde ben dile getirdim. Kim bu Adil Öksüz? 15 Temmuz akşamı Adil Öksüz diğerleriyle beraber gözaltına alınmış. FETÖ'nün imamı olduğu 2008'den beri, 8 yıl önceden biliniyor. Savcıların iddianamelerinden öğreniyoruz bunu. Demek ki 2008 öncesi de var. İddianamede var. Defalarca Amerika'ya gidip geliyor. Bir üniversite hocası. Niye gider gelir bir üniversite hocası bu kadar sık Amerika'ya? Hiç kimsenin dikkatini çekmiyor mu? Hepsinin dikkatini çekiyor, devletin de dikkatini çekiyor. MİT "Ben Adil Öksüz'ün kim olduğunu bilmiyordum, o gece öğrendim" diyorsa o teşkilatı hemen kapatmak lazım. Ben de adım gibi biliyorum ki, onlar Adil Öksüz'ün kim olduğunu benden daha iyi biliyorlar. Başka? Herkese ters kelepçe takılmış, Adil Öksüz serbest, neredeyse baş tacı ediliyor. Ortalık toz duman bir Başbakanlık Müşaviri, Ali İhsan Sarıkoca karakola gidip Adil Öksüz'le görüşüyor. Kimsen sen? Niye o gece gidiyorsun? Kimse sokağa çıkamıyor. Ama sen Başbakanlık Müşavirisin, istihbaratçı değilsin. Polis, jandarma, komutan değilsin. Orada ne işin var? Gider ve Adil Öksüz'le görüşür. Kim buna, nasıl izin verir? Neyi görüşüyorlar. Bunlar karanlık noktalar. Sarayın 15 Temmuz'unun ne kadar karanlık olduğunu herkesin bilmesini isterim" dedi.

Kaynak: Haber Kaynağı
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Ulusal Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim