Sözcü Yazarı Yılmaz Özdil Lokantalar Hakkındaki Gerçeği Açıkladı..

Sözcü Yazarı Yılmaz Özdil Lokantalar Hakkındaki Gerçeği Açıkladı..

Sözcü gazetesinin sivri dilli köşe yazarı yine hükümeti bombardımana tuttu. Kimsenin göremediği lokanta ve saray ilişkisini gözler önüne seren Yılmaz Özdil köşesinde bakın neler neler söyledi?

Sözcü gazetesi köşe yazarı olan Yılmaz Özdil, bugün yine köşesinde herkesi hayrete düşüren bir konuya değindi. Özdil, lokantaların aslında daha sağlıklı olduğunu savunurken hükümetin kararlarını da sert eleştirdi. Yılmaz Özdil, lokantacıların hakkını böyle savundu…

Yılmaz Özdil yine acımadı, fena yerden yakaladı.

Özdil, yıllardır gelenekselleşmiş olan ev yemekleri lokantacılığını ele alarak korona günlerinde sağlıklı olmak adına bu lokantaların kapatılmış olması ile ilgili çarpıcı bir ilişki kurdu.

Özdil’in haklı olduğu bir konu aslında. Çünkü esnaf lokantaları köşe yazarının da belirttiği gibi bugün daha az şeker hastasıysak sebeplerinden biri olma özelliğini taşıyor. Asırlardır kültürümüzde var olan ev yemeklerinin sokak lokantalarında satılıyor olması, çoğumuzun gün içerisinde tercih ettiği bir seçenek olarak yer alıyor. İşten, güçten, koşuşturmacadan sonra bir ya da yarım saatliğine de olsa sıcacık tencere yemeğini yiyebilmek Türkiye dışında bir ülkede çok da mümkün değil. Hele ki bu kadar makul fiyata…

Öğrenci olanlar da bilir, fastfooda bir öğünde yatırılacak otuz liradansa en fazla on beş ya da yirmi liraya nefis sıcacık ev yemeklerini bu esnaf lokantalarından yiyebiliyorlar. Sıcacık çorba, yanına ister makarna isterse de pilav çeşidi ve envai çeşit etli ya da bakliyatlı yiyecek gün içerisinde bulması aslında imkansız olan bir şey.

Hele ki güler yüzlü esnafın o kadar emek verdiği halde karşısındakini kırmayarak “her şeyden az az” tabağa koyarak müşterisini memnun etmesi başka hiçbir ülkede görülecek bir samimiyet de değil aslında. Yılmaz Özdil bu köşe yazısında aslında ülkemizdeki bu samimiyeti herkese hatırlattı.

Avrupa’da yine Yılmaz’ın değindiği gibi, ev yemeği yeme kültürü “slow food” adı ile 1986 senesinde ancak furya haline geldi. Yağlı, kanser yapması çok muhtemel olan, defalarca kullanılan yağ ile damarları tıkayan, bir ya da iki kez yedikten sonra insanda şişme hissi bırakan hamburgerler, pizzalar ya da benzeri herhangi bir fastfood ürününü her gün tüketmek zorunda olduğunuzu düşünün. Üstelik yurt dışında bu daha ucuz bir seçenekken bizde daha ucuzu aslında ev yemeği…

Özdil, bunun bir kültür olduğuna da değiniyor, bir araya gelerek ev yemeği yiyen onlarca insan aslında bir yandan da etkileşime giriyor, hele ki iş arkadaşınız size eşlik ediyorsa küçük bir ev sofrasıymışçasına samimi bir ortam yaratıyor.

Fakat, lokantalar uzun süredir kapalı ve ne zaman açılacağı da belli değil. Üstelik artık evlerine kapanan insanlar yemeklerini de evden yaptıkları için lokantaların hizmetinden yararlanmayı tercih etmiyorlar. Koca bir sektör bu gidişle batacak ve “normale” ne zaman dönersek pek çok lokanta da tarihe gömülerek belki de bu kültürün de kökünü kazımış olacak. Özdil tam da bu noktada aslında sert bir eleştiri yetiriyor.

İlgili Haberler