Kurtuluş Bastimar

Kurtuluş Bastimar

BİR YÜREĞİN ÖZGÜN SESSİZLİĞİ

Bir köy okulunda tanımıştım onu. Orta boylu, zayıf, omuzları çökmüş birisiydi. Yaşadığı zamanın ötesinde bir yerlerden geliyor gibiydi. Yaşına göre çok yaşlı bir görünümü vardı. Sanki zamanın koynundaki yelkovan, akrep’i olması gerektiğinden biraz daha fazla hızlı sürüklemiş, yılların arasından kıvrılarak akıp gelen zaman saçlarına dökülmüş ve orada beyaz saç tellerini besleyip büyütmüştü.

Yüzündeki tüm gülüşler bir mülteci kadar yabancıydı. Yüreğinde taşıdığı acılar, özlemler, terkedilmişlikler ise tamamen kendisine aitti. Gülmek… evet gülmek, o koskoca bir eylem olan gülmek. Hüzne karşı en cesur başkaldırış, umutsuzluğun burçlarına dikilmiş en mavi bayrak gülmek. Samimiyeti nostaljik fotoğraflara hapsedilmiş büyük özgürlük… yüzünde tebessüme hiç denk gelmedim. Gülmeyi unutmuş insanların ülkesinden mi geliyordu acaba?


Usulca sokuldum yanına. Yıllarca taşıdığı özgün sessizliği sardı yüreğimin zılgıtlarını, ağıtlarını ve isyan şarkılarını. Ne romanlar ne de hikayeler yeterdi anlatmaya sessizliğinde bulduğum kendinden kaçan bu insanın özünü. Kalbi normal bir insanınkine nazaran çok daha yavaş atıyordu. Yorgun bir kalbin atışlarıydı bu. Beklemekten usanmış, zamana başkaldırmış ancak zamanın o bekledikçe güçlüleşen orduları tarafından her defasında etrafı sarılan bir kalbin atışlarıydı . Hasret bir zehir gibi yayılmıştı vücuduna; ilk önce gözlerindeki yaşları kurutmuş, sonra yüzüne yılların konuk olacağı çizgileri açmış, saçlarına karlar yağdırmıştı. En son kalbi kalmıştı. Beden denilen bu ülkenin başkenti sayılan kalbi. Yaralıydı o kalbin içindeki sevda. Ayaklarından prangaya vurulmuştu. Zaman dar bir hücre olmuştu ve eritiyordu onu günden güne. Savaş yorgunu bir ordu misali usulca direniyordu yorgun kalbin içindeki nefes aldıkça tükenen sevgi. Çoktan fethedilmiş, kuşatılmış, esir alınmış bir bedenin son kalesiydi bu kalp. Ve onun içindeki yaralı sevgi son ordusuydu bu kavganın. Zaman, mekan, uzaklıklar kısacası herşey aleyhineydi.


Ama birşeyler değişti sonra. İçine akıttığı gözyaşları herşeyi değiştirmişti. O yorgun kalbin içindeki zamana yenilmiş ve zaman hücresi içinde tutulan sevgiyi besledi büyüttü. Damla damla büyüdü, damla damla iyileşti sevgisi. Gözyaşlarında öylesine yıkandı ki sevgisi, ağladıkça direnmeyi, umut etmeyi ve büyümeyi öğrendi. Zamanın işkencesinden geçmiş, sevgisinin temyize gideceği hiçbir tarafsız mahkeme yoktu. Ardından gözyaşı döktüğü ve beklediği o yürekten başka. Göz yaşları ile bir pencere çizdi sevgisinin içinde tutulduğu kuşatılmış yüreğine. O pencereden bir yol, o yolun sonunda bir ışık ve o ışığın ardında bir umut doğduğunu gördü. Ağladıkça yeşerdi bu penceredeki çiçekler. Sığmaz oldu yüreğe, sığmaz oldu pencerelere. Taştı oradan, çepe çevre sardı zamanı, ayaklarına dolandı uzaklığın, açılmaz bir şekilde kapladı uzak yolları. Yürüyemez oldu ayrılık. Yenik düştü özlemler, yaralı yüreğe ve onun içideki sevgiye. Mavi çaylar gibi akmaya başladı göz yaşları. Sürgündeki bir dünyayı maviye boyadı.

Önceki ve Sonraki Yazılar