Nalan çok özlenecek! Kıskanmak dizisinin yürek yakan vedası
Kıskanmak dizisinde Nalan karakteri kendini vurdu. Seyirciler vedasına derinden üzüldü.
Son sahnesiyle seyircide iz bıraktı!
Nalan’ın vedası, sanki odanın içindeki havayı bile ağırlaştırmıştı. Perdeler kıpırdamıyor, saat ilerlemiyor, kelimeler boğazda düğüm düğüm kalıyordu. O an, hayatın bazen bir insanın kalbine sığamayacak kadar büyük, bazen de tek bir cümleye indirgenecek kadar kırılgan olduğunu hissettirdi. Ve Nalan, kimseye yük olmamak ister gibi, acısını sessizce içine gömerek gitti.
O sahnede Beril Pozam yoktu aslında; yalnızca kırılmış bir ruhun son yankısı vardı. Gözlerinde öfke değil, hesaplaşma değil, derin bir yorgunluk… Sanki uzun zamandır yürüdüğü bir yolu artık tamamlamış gibiydi. Vedası ne dramatikti ne de gürültülü. Tam tersine, en acı olanıydı: sessiz, sakin ve geri dönülmez.
20 Kasım 1995’te İstanbul’da doğan Beril Pozam’ın yolu, Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nin koridorlarında başladı. Sahne tozunu ilk kez orada içine çekti. Üniversite yıllarında oynadığı tiyatro oyunları, onun yalnızca oyunculuk tekniğini değil, insan ruhunu okuma becerisini de keskinleştirdi. Belki de bu yüzden canlandırdığı karakterler “oynanmış” değil, yaşanmış hissi verir.
Televizyon dünyası onu ilk kez 2019’da “Afili Aşk”taki Nazmiye Özkayalı ile fark etti. Ardından “Akrep”te Ayşem, “Ada Masalı”nda İdil, “Baba”da Sevil… Her rol, bir öncekinden daha derin bir iz bıraktı. Ancak geniş kitlelerin kalbine asıl dokunuşu, “Yalı Çapkını”ndaki Suna karakteriyle oldu. Sessiz gücü, kırılgan ama dirençli duruşu, izleyicinin içindeki tanıdık yaralara dokundu.
“Kıskanmak”taki Nalan ise bambaşka bir eşikti. Çünkü bu kez yalnızca bir karakteri oynamadı; görünmeyen, konuşulmayan, anlaşılmayan insanların iç dünyasını sahneye taşıdı. Nalan’ın sonu, bir yenilgi değil, anlaşılmamışlığın en uç noktasıydı. Ve Beril Pozam bunu bağırarak değil, fısıldayarak anlattı.
Bazen en büyük oyunculuk, gözyaşı dökmek değil, izleyicinin gözlerini doldurmaktır. Nalan’ın vedası da tam olarak buydu: Ekran karardıktan sonra bile insanın içinde devam eden, uzun süre susmayan bir hikâye.
Çünkü bazı karakterler ölmez. Sadece kalbin bir köşesine yerleşir. Nalan da öyle yaptı. Ve Beril Pozam, o köşeye giden yolu bize gösterdi.